20 Mart 2015 Cuma

Uzaktan Eğitimde Teknoloji İhtiyacı- Analog teknoloji ile yapılan radyo yayınları

Fotoğraf kaynak: http://www.dunyabulteni.net/haber/300030/bu-radyo-tiyatrosu-amerikayi-korkutmustu-video
 
Radyo hayatımızda önemli bir yer kaplamıyor gibi görünse de özellikle uzun süre trafikte veya araçla seyahat eden kişiler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Radyo teknolojileri iki çeşittir: analog radyo ve dijital radyo.
 
Analog teknoloji ile yapılan radyo yayınlarına örnek; FM  yani frekans modülasyonlu radyo yayınlarıdır. Bu yayınların sesi çok kalitelidir çünkü frekansı yüksektir ve uzun mesafelerdeki bölgelere gönderilemeyen yayınlardır. Bu nedenle TRT gibi radyo hizmeti veren kurumlar değişik bölgelerde (İzmir radyosu, Ankara Radyosu vs.) verici kurarak bu hizmeti sunmaktadır. Ancak bazen bir noktadan yayın yaparak uydu aracılığı ile diğer istasyonlara iletilen yayınlarda vardır. 
 
Türkiye'de 1000'den fazla radyo istasyonu vardır. Bu kadar fazla radyo yayını olması bazen yayınların birbirine karışması (interference-girişim) söz konusu olabilmektedir. Bu istenmeyen bir durumdur. Bu radyo yayınlarını şu şekilde gruplandırabiliriz; ulusal radyo yayınları (Örneğin TRT gibi), bölgesel radyo yayınları (Örneğin sadece Marmara Bölgesinde yayın yapan) ve yerel radyo yayınları (Örneğin sadece Eskişehir'de yayın yapan firma).
 
Analog teknoloji ile yapılan radyo yayınlarına diğer bir örnek; genlik modülasyonlu radyo yayınlarıdır. Bu yayınlar 3 çeşittir:
 
Uzun Dalga (Long Wave-LW) Radyo Yayını : Bu yayın devlet tarafından yapılır, uydu ile iletişimin olmadığı dönemlerde geniş bölgelere veya ülke geneline hizmet götürmek için uygulanan yayın türüdür ve halen ülkemizde bu yayınları yapan istasyonlar vardır.
 
Orta Dalga  (Medium Wave-MW) Radyo Yayını: Uydu ile iletişimin olmadığı dönemlerde biraz daha az güçle ve biraz daha fazla frekansla diğer komşu ülkelere de yayın yapabilen yayın türüdür.  
 
Kısa Dalga  (Short Wave-SW) Radyo Yayını: Uydu ile iletişimin olmadığı dönemlerde deniz aşırı ülkelere kadar uzanan bir yayın türüdür. Vericinin anteninin atmosferin iyonosfer tabakasına göre ayarlanarak, çok uzak mesafelere yayını iletme şeklinde yapılmaktadır. Bu tip yayınlarda yaşanan sıkıntı; tabakanın içinde su baharı ve diğer gazlar var, gündüz ve gece sıcaklık farklılıkları nedeniyle bu tabakanın yoğunluğu değişmektedir, bu nedenle ses zaman zaman kesilebilmektedir.
 
Günümüzde FM yayınları uydu ve vericiler aracılığı ile tüm yerleşim yerlerine ulaştırılmaktadır. Uyduların dünyaya uzaklığı 30 bin km'dir. Çanak antenler vasıtası ile radyo vericilerine gelen sinyaller aracılığı ile tüm ülkeye hatta kıtalar arasında radyo yayınları yapılabilmektedir. Aynı şekilde tüm ülke genelinde radyo yayını yapmak isteyen bir firma 1000'in üzerinde vericisini özel GSM firmalarının baz istasyonları gibi tüm ülke genelinde belirli mevkilere yerleştirerek uydu üzerinden yayın yapabilmektedir.
 
Ancak uzaktan eğitimin radyo yayınların şekli ile ilgisi yoktur. Uzaktan eğitimde verilen eğitimin mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaştırılabilir hale getirilmesi önemlidir. Bu açıdan radyo yayınları uzaktan eğitim açısından önemlidir çünkü bu yayınlar ile farklı bölgelerdeki insanlara ulaşmak çok kolay ve ucuzdur. Ancak tüm bu olumlu özelliklerine rağmen günümüzde uzaktan eğitimde pek tercih edilmeyen bir teknolojidir.
 
Fotoğraf kaynağı: http://www.npr.org/blogs/goatsandsoda/2015/02/18/387027766/now-this-is-an-example-of-truly-educational-radio
 
Kaynak:
Prof. Dr. Mehmet Kesim Ders Notları, 2015, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir.
 
 
 


19 Mart 2015 Perşembe

Web 1.0, Web 2.0 ve Web 3.0 arasındaki fark nedir?



Web 1.0

İnsanların web sayfalarını sadece okunduğu dönemdir. Bu dönemde web sayfaları statik olarak oluşturulmuştur ve sadece tıklama yoluyla izlenerek tek yönlü iletişime imkan tanımaktadır. Bunu anlamı web dökümanlarına yorum yapmak veya etkileişim kurmak söz konusu değildi. Web ile kullanıcı arasındaki etkileşim asgari düzeydeydi. İnsanların ürünlerini en kolay şekilde tanıtmak amacıyla başlattığı bu dönem, kullanıcılara istedikleri zaman istedikleri yerde ulaşma imkanı sağlamıştır. İnsanlar bu dönemi internete bağlanırken gelen ses sinyalleri ile hatırlamaktadır. 1990’larda internetin yaygınlaşması insanlar arasındaki iletişimin (e-mail, chat) yeni şeklini belirlemiştir. Web 1.0 içerik geliştirme ve oluşturma konusunda uzmanlığın oluştuğu bir dönemdir.

Web 2.0

Kullanıcıların internette etkileşim içinde oldukları, web sayfalarını okuyup bu sayfalara içerik aktarabildikleri, yorum yapabildikleri dönemdir. Örneğin bloglar, forumlar, wikiler, youtube, facebook bu dönemin ürünleridir. Bu aynı zamanda insanların webde yaşadıkları bir sosyal ağ dönemidir. Bilgiyi paylaşmanın yeni şeklidir. Artık statik web sayfası dönemi kapanmıştır. Çünkü Web 2.0’ın doğasında insanların web sayfalarının içeriklerine yorum yapmaları, bağlantı oluşturmaları yatmaktadır. Bu tür bir webin dezavantajı bir web alanına yerleşen kullanıcının bilgiyi doğru iletme sorumluluğundan yoksun olmasıdır.

Web 3.0

Bu web versiyonu, www teknolojisinin mimarı Tim Berners-Lee tarafından “Semantic Web” olarak adlandırılır. Basit arayüzler vasıtası ile bilginin daha geniş çapta araştırılmasına olanak sağlayan yeni dönem internet teknolojisidir. Kullanıcıların bilgiye en yüksek oranda ulaşmasına imkan tanır. Örneğin, karmaşık bir sorunun arama motoru tarafından çözümlenmesine olanak tanır ve bu soru ile ilgili tüm webteki tüm alternetifler organize edilerek kullanıcıya sunulur. Web 3.0 veritabanlarını birleştirerek kullanıcı isteklerini bu birleşime bağlar. Ancak araştırmaya uygun zemin hazırlanmış olmasına rağmen doğru sonuçların elde edilememesi mümkündür.
Bazılarına göre bu teknoloji kişileşmede bir çığır açmıştır, kimilerine göre bilgisayarlar insanların yerine bilgi üretir hale gelmektedir.
Web 3.0, Web 2.0’ın bir uzantısıdır ve bir çok ek özelliği beraberinde getirmektedir. Web bireyler için araştırmayı kolaylaştırmıştır.
Web 3.0 kişiye özgü bir sekreter gibi düşünülebilir, bilgisayar sizin daha önceden yaptığınız araştırmaları size hatırlatabilir veya Facebookta ziyaret ettiğiniz sayfalara Facebooktan tamamen çıktıktan sonra bile ulaşabilirsiniz.

Özetlersek Web 1.0 hipermetin ve statik sayfalara sahipti, Web 2.0 ile güncelleyebileceğimiz ve etkileşim kurabileceğimiz web sayfalarımız oldu, Web 3.0 ile, net olarak tanımlanamasa da, daha kişiselleştirilmiş ve hayatımızı kolaylaştıran web özelliklere sahip olduk ve hala onunla yaşamımızı sürdürüyoruz.

Kaynaklar:
https://textinart.wordpress.com/2012/09/24/whats-the-difference-between-web-1-0-web-2-0-and-web-3-0/
https://linnnordahl.wordpress.com/2011/09/29/web-1-0-2-0-and-3-0/

Radyo ve Televizyon Yayıncılığı

Radyo yayını elektromanyetik dalgalar aracılığı ile bir iletinin topluma ses yolu ile aktarılmasıdır. Televizyon yayını ise aynı iletinin aynı yöntemle topluma hem ses hem de görüntü aracılığı ile aktarılmasıdır [2]. 1980’lerde yapılan bu tanımlama, temel olarak radyo ve televizyon yayınını özetlese de günümüzde kullanılan teknolojilerin varlığı bu tanımı yetersiz kılmaktadır.

Radyo yayınlarının iletimindeki teknolojik gelişmeler kablo, uydu ve internet üzerinden yayınlara olanak tanımaktadır. Diğer yandan 1970’lerden bu yana kullanılan fiber optik kablolar sayesinde radyo ve televizyon yayınlarındaki teknik kalite yükselmiştir. Özellikle uydu ve internet teknolojisindeki gelişmeler radyo sinyallerinin iletiminde farklı medya seçeneklerinin oluşmasına neden olmuş, radyo yayıncılığında AM yayıncılıktan FM yayıncılığa geçilmiştir [3].

Türkiye’de radyo ve televizyon yayıncılığı 1961 yılında hükümetin kontrolünden devletin kontrolüne geçerek özerkleştirilmiştir. 1980’lerin başında hızla yaygınlaşan kablo ve uydu teknolojilerinin radyo ve televizyon yayıncılığında kullanılması köklü değişikliklere neden olmuştur [1].

1990'larda High Definition (HD) bir yayıncılık standardı olarak kabul edilmiş ve bu teknolojiye uygun ürünler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan HD uyumlu TV'ler görüntü kalitesi olarak DVD filmlerin dört katı daha kaliteli görüntü sunarlar. Normal TV'lere göre ekran çözünürlükleri fazla dolayısı ile renkler daha geçekçidir [4]. Ancak HD uyumlu TV kanalları için 20Mbps bant genişliği gerekirken, normal bir kanal için 4Mbps bant genişliği gerekmektedir [5]. Bu nedenle HD uyumlu TV’ler kablolama gerektirmektedir. Kablolama sayesinde daha hızlı ve kaliteli veri akışı sunularak TV yayını sinemalarda olduğu gibi 5.1 Dolby dijital ses kalitesinde dinlenebilmektedir. Ayrıca ekran boyutu olarak daha dikdörtgenimsi (16x9 oranında) olduklarından sinema perdesi gibi panoramik bir görüntü sağlamaktadır [4].

2011 yılında Türkiye’de kullanılmaya başlayan IPTV teknolojisi, internet üzerinden kullanılabilen birçok uygulamayı televizyon üzerinden kullanılabilir hale getirmiştir. IPTV, sayısal televizyon hizmetlerini üzerindeki abonelere internet protokolü (IP) ile geniş bantlı bağlantı üzerinden ileten yeni nesil bir sistemdir. Normal TV yayınından farklı olarak kullanıcıların gerçek zamanlı etkileşimine izin vermektedir [5].

[1] Hafızoğulları, Z. (2003). Kamu Yayıncılığı ve TRT Kurumu. Ankara Barosu Dergisi, 4. http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2003-4/1.pdf Ziyaret Tarihi: 26,02,2015

[2] Aziz, A. (1981). Radyo ve Televizyona Giriş. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları No. 460 http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/108.pdf Ziyaret Tarihi:26.02.2015

[3] Ataman, E. Ö. (2009) Sayısal Çağda Sayısal Radyo Yayıncılığı: Sayısal Ses Yayın (Dab) Teknolojisi Ve Türkiye’deki Yansıması. http://akademik.maltepe.edu.tr/~gulbatus/turk%20basin%20tarihi%20odev/04%20Say%C4%B1sal%20%C3%A7a%C4%9Fda%20say%C4%B1sal%20radyo%20yay%C4%B1nc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1.pdf Ziyaret Tarihi:26.02.2015

[4] MEB Modülü (2006).Televizyon Yayıncılığının Temelleri. http://hbogm.meb.gov.tr/modulerprogramlar/kursprogramlari/radyotv/moduller/televizyon_yayinciliginin_temelleri.pdf Ziyaret Tarihi:27.02.2015

[5] Çinar, I., Çinar, M. S., Bilge, H. Ş. (2013) Etkileşimli Televizyon: IPTV. http://ab.org.tr/ab14/bildiri/66.pdf Ziyaret Tarihi:27.02.2015

25 Şubat 2015 Çarşamba

İletişim Teknolojileri

Bilgiyi en hızlı ve en kolay yoldan iletmek, bilim ve teknoloji dünyasının bütün bileşenleriyle paylaşabilmek için iletişim teknolojilerine ihtiyaç duyarız [5]. Özdemir ve Taşdemir (2011) iletişim teknolojilerine olan gereksinimin doğuşunu şu trajik hikâye ile özetlemektedirler:
“MÖ 490 yılında Ege Denizi kıyılarında, Maraton isimli kasaba yakınlarında gerçekleşen savaşı Yunanlıların kazanması üzerine yola çıkan ve 40 kilometrelik koşusunu tamamlayarak Atina’ya ulaşan asker ‘kazandık’ mesajını ilettikten sonra ölmüştür.” [1]
Uzak mesafedeki insanlar arasındaki iletişimin ilk olarak ses veya duman vasıtası ile yapıldığı bilinse de, Morse 1835’de elektrik sinyallerinin bir kablo boyunca taşınabileceğini ispatlayarak Morse alfabesini geliştirmesi, iletişim ile teknolojinin buluştuğu yer olarak düşünülebilir. Telgrafın daha ileri boyutlara taşınması ise 1913’de Western Union şirketi tarafından geliştirilen çoklamanın, tek bir telgraf hattı üzerinden aynı anda 8 mesaj geçebilmesini sağlaması olmuştur [2].
Diğer yandan fotoğrafın icat edildiği dönemde (1839) bisiklet, buharlı gemi, demiryolları, otomobil ve uçak insanların kullanımına sunulmuştur. 1876’da telefonun patentini alan Alexander Graham Bell, bu teknolojinin evlere müzik, haber ve hatta kamusal iletişimde önemli görülen enformasyonu taşıyabileceğini düşünmüştür ancak bu tip bir yayıncılık için radyoyu beklemiştir. Daha sonraları (1877) görüntüleri sabitleyen fotoğraf gibi insan sesini ve müziği sabitleyen fonograf adı verilen cihaz icat edilmiştir.  [3].
Radyo teknolojisi 20. yüzyılın hemen başlarında ortaya çıkmış ancak I. Dünya Savaşı bu teknolojinin gelişimini yavaşlatmış, ilk düzenli radyo yayınlarının başlaması 1920’leri bulmuştur. Aynı şekilde televizyon teknolojisinin 1930’larda başarılı denemeleri yapılsa da II. Dünya Savaşı nedeniyle televizyonun yaygınlaşması 1950’lerde gerçekleşmiştir [3].
İnternet teknolojisinin doğuşu ise 1969 yılında Amerika Birleşik Devletleri İleri Araştırma Projeleri Ajansında (ARPA) kurulan bilgisayar ağına dayanmaktadır (ARPANET). Bu ağ ile üniversitelerde yürütülen araştırmaların askeri ihtiyaçların karşılanmasında kullanılması amaçlanmıştır. 1990’da ARPANET teknik açıdan eski olduğu gerekçesiyle kullanımdan kaldırılmış, böylece internet özellikle 1990’ların ikinci yarısında askeri bir çevrenin içinden çıkarak hızla yaygınlaşmıştır. Bunun yanısıra 1990’larda kullanıcıların çoğunun kullanmak zorunda olduğu düşük hızlarda çalışan telefon çevirme sistemleri (dial-up), 1990’ların ikinci yarısından itibaren yerini kablo modem ve DSL (digital subscriber line) modem gibi geniş bant uygulamalara bırakmış, bu teknolojiler internetin yaygınlaşmasına büyük katkı sağlamıştır. Böylece 1995 yılına gelindiğinde internet dünya çapında geniş bir kullanım sayısına ulaşmıştır [3]. İnternet günümüzde, akademik/bilimsel içerikli web sayfalarından çevrimiçi flört sitelerine, bilgisayar oyunlarından haber portallarına hür türlü içeriğe ulaşılabilen görünürde sınırsız bir alan haline gelmiştir [4]. İnternet, akıllı cihazlarla ve televizyonla birlikte kullanılarak çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri haline gelmiştir.
VoIP, telefon şebekeleri ile yapılan ses iletişimi yerine, sesin IP paketlerine dönüştürülerek IP tabanlı şebekeler üzerinden veri halinde iletilmesi hizmetidir.  VoIP’nin avantajlarından bazıları; çok düşük bir iki taraflı yatırımla normal telefon kalitesinde eş zamanlı internet ortamında ücretsiz görüşme olanağı sağlaması, uluslararası ve şehirlerarası telefon görüşmelerini çok düşük maliyetle yapmayı sağlaması, faks çekilebilmesi ve sesi sıkıştırarak şifrelediğinden dolayı dinlenmesinin mümkün olmamasıdır. VOIP'in kabul görmesi teknoloji standartlarının geliştirilmesine bağlı olarak yaygınlaşabilir. Çünkü standartlar geliştirilmediği sürece kullanıcılar, yeni teknolojilere ait cihazları almakta isteksiz davranmaktadırlar. Bu yaygınlaşma ile birlikte birçok alanda kullanılabilecek olan VoIP, etkileşimli eğitim hizmetleri için de ekonomik bir altyapı imkânı verebilir [5].
Kaynak:
[1] Özdemir, F.B., Taşdemir B. (2011). 2. Hafta: İletişim Teknolojilerinin Gelişimi I. http://www.acikders.org.tr/course/view.php?id=97 Ziyaret Tarihi:25.02.2015
[2] Bruno, L.C. (2009). The invention of the telegraph. Manuscript Division, Library of Congress. http://memory.loc.gov/ammem/sfbmhtml/sfbmtelessay.html Ziyaret Tarihi:25.02.2015
[3] Özdemir, F.B., Taşdemir B. (2011). 2. Hafta: İletişim Teknolojilerinin Gelişimi II. http://www.acikders.org.tr/course/view.php?id=97 Ziyaret Tarihi:25.02.2015
[4] www.historyofthings.com/history-of-the-internet Ziyaret tarihi: 25.02.2015
[5] Alkan, M., Genç, Ö., Tekedere, H. (2006). Bilgi ve iletişim teknolojilerinin eğitimde kullanımı için alt yapı ihtiyaçları ve yeni iletişim teknolojileri.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Dijital Uydu Teknolojileri

“DBS (Direct Broadcast Satellite) servisi; kullanıcılarda bulunan uydu antenlerine sürekli yayın yaparak veri ulaştıran bir sistemden oluşmaktadır. Sistem için; dijital uydu anteni, network kartı ve bir de servis sağlayıcıya ihtiyaç vardır. Dijital uydu sistemleri oldukça güvenlidir. Bundan dolayı; analog sinyallere göre daha az sinyal kontrolü yapılmaktadır. Sinyallerin kontrolü az olduğundan, uydu sistemler, 400 Kbps hızına kadar ulaşabilirler. Ancak download (veri alma) işlemindeki bu hıza rağmen upload (veri gönderme) için mutlaka bir analog modeme ve telefon hattına ihtiyaç duymaktadır. Bu da uydu sistemlerinde önemli bir dezavantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Maliyetine karşı sağladığı hızın çok yüksek olması ise en önemli avantajıdır. Bu açıdan bakıldığında Upload için pek uygun olmamakla birlikte download için ise iyi bir çözüm olarak görülmektedir.
 
 
 
Uydu sistemler tek yönde veri iletebilir. Yani bu sistemler yalnız kullanıldığında sadece download yapılabilir. Veri göndermek için ise bir başka bağlantıya ihtiyaç vardır. Bu; bağlantılar;  Dial-up, kablo modem, ISDN veya benzeri başka bir bağlantı olabilir. Bu ikinci bağlantı bu durumda sadece veri gönderme işlemi için kullanılır. Veri alma yine uydu aracılığı ile yapılacaktır. Servis sağlayıcıya  (ISS) bağlanan kullanıcı istediği bilgiye ulaşmak için servis sağlayıcıdan veri talebinde bulunacaktır. Yapılan bu veri talebi ISS aracılığı ile internet ortamına iletilerek, kullanıcının talepte bulunduğu bilgiyi sunan WEB sunucusuna iletilir. WEB sunucusu ise bu talebi; bilgiyi sunan birimin Network İşletim Merkez (NİM)'ine gönderir ve istenilen bilgi internet ortamından direkt olarak uyduya gönderilecek ve kullanıcıda talepte bulunduğu bilgiyi çanak anteni vasıtasıyla uydudan alacaktır. Tüm bu işlemlerde bilgi talebinde bulunma işlemi için çok yüksek bir hıza gerek yoktur. Bu yüzden normal bir dial-up bağlantı bu işi rahatlıkla görebilir. Ancak veri alma işleminde 400 kbps ve daha yüksek hızlara ulaşabilme çok iyi bir avantajdır. Şekil 4’te bu işlemlerin gerçekleştirilmesi anlatılmıştır” [1].

Kaynaklar
[1] Alkan, M., Genç, Ö., Tekedere, H. (2006). Bilgi ve iletişim teknolojilerinin eğitimde kullanımı için alt yapı ihtiyaçları ve yeni iletişim teknolojileri.